Lefter Ve Lefterler

 


"Çocuklarımıza Metin adını koyduk, Hakkı adını koyduk, Can adını koyduk ama Lefter adını koymadık. Bu da bizim ayıbımız olsun."

Bağış Erten






“Yunanlar için haindi, Türklerse onun Rum olduğunu hiçbir zaman unutmadı…” Ta Nea 1948 yılında Atina’da oynanan Yunanistan – Türkiye maçından sonra Ta Nea Gazetesinin satırları arasında geçiyordu bu cümle ve dünyada bitmeyen araflardan bir tanesinin daha kapısını hatırlatıyordu. Yazdığımız, yazacağımız arafın ve araftakilerin değil, bitmek bilmeyen ve bitmesi için uğraştığımız acının hikayelerinden birinin kenarından geçeceğiz. Bu arafı, Lefter ile birlikte Rumlar, azınlıklar halkasının “en zayıfı” olarak bunu iliklerine kadar hissediyorlardı. Atina’da ki maçtan 7 yıl sonra 6 – 7 Eylül olayları ile birlikte (Lefter’in yaşadıkları yazılıp çizildiği için girmeyeceğim) ki en zayıf halka derken kastettiğim; en çok arafta kalanlar olarak, en çok hırpalananlar olmaktı. Yıllar önce Bakırköy’de birinci ağızdan dinlediğim 6 – 7 Eylül’e dair anının sahibi başka bir azınlık mensubu şöyle diyordu; “o gece bizde olayı anladıktan sonra Rumlarla tekme tokat kavga ettik. Siz bombayı patlattınız burada bizimde huzurumuz kaçtı diye.” Ev baskınları, yağmalar vs. ile o gece İstanbul Rumları neredeyse herkesten dayak yiyordu tabi Lefter dahil. Yazıyı yazarken Lefter’in en sevdiği şarkılardan biri Vangelis Korakakis’in Gerçek (I Alithia) şarkısını dinliyorum ve daha iyi anlıyorum, “Hayattaki gerçekler iki bıçağa benziyor. Birisi ekmeği bölerken diğeri paramparça ediyor. Birisi kötülük verirken diğer nefes veriyor.” Lefter’in Türkiye’de ki hikayesi sürerken Yunanistan’da bir kısım ise Lefter’i merkeze alarak önce ülkeye geri dönenleri ve dönmeyenleri güzelce ikiye ayırıyordu. “Buraya dönenler, evlerini, servetlerini, geçim kaynaklarını kaybettiler belki ama yıllar içinde kaybolacak olan Yunanlıklarını kazandılar…” Lefter ise dönmeyip burada gerek milli takım gerek kulübünün başarısı için mücadele edenlerden oldu. Yani hem Yunanlılığını kazanamıyordu hem de Büyükada’da karakola çekilip tehdit ediliyordu. Evini boşaltması isteniyordu. “Ulan sizi Anadolu’dan İzmir’e sürüp oradan denize döktük. Buradan da atacağız”, deniyordu. Yunanistan’da bazı kesim aslında Lefter’e değil Lefterlere kızıyordu. Osmanlı’dan başlayarak “Elbette padişahın en sevdiği tercümanı olabilirsin, daha yükseklere çıkabilirsin. Onun hizmetinde vezirde olabilirsin”, tüm hünerlerini “burada kalarak” kullananlarla devam ederek, Lefterlerden Lefter’e geliyordu. Şarkıdaki gibi hayattaki gerçekler iki bıçağa benziyordu ve bıçak Lefter’in hayatının ayrılmaz bir parçası oluyordu. 1965 yılında “arabasını ucuza sattırdığını iddia eden” şoför İbrahim Sahil tarafından Beyoğlu Balıkpazarı’nda bıçakla kovalanıp kurukahveci Berç Dergezeryan’ın dükkanına sığınanda o oluyordu, 1966 yılında İdmanyurdu’nu çalıştırdığı sırada kaleci Yusuf’u kadrodan çıkarttığı için lokantacı arkadaşı tarafından antrenmanda bıçaklanıp beş gün hastanede yatanda oluyordu. Lefterler sevilmese de Lefter bile sevilmiyordu bazen. 1967 yılının 15 Nisan’ında Beyoğluspor ile Antalyaspor Karagümrük Stadı’nda bir maça çıkıyordu. Spiker Orhan Ayhan, Antalyasporluları sıradan sayıyordu. Önde eski Fenerbahçeli Seracettin, Yüksel, Mehmet, Hasan, Bülent, İzzet, Yarkın, Mustafa, Yalçın, Coşkun, Metin. Sıra Beyoğlusporlulara geldiğinde duruyordu. Takım kaptanı Avram, orta noktaya doğru koşuyorlar demekle yetiniyordu ve artık Lefterlerin adı bile anılmıyordu. Not: Beyoğluspor’dayken Lefter’i Fenerbahçe’ye öneren yönetici Nikolaides’e ve sahaya çıkarken isimleri sayılmayan Beyoğluspor kadrosundaki futbolculara Aleko Somiyanidis, Ayhan Bermek, Avram Kalfin, Necdet Müldür, Koço Petridis, İsmail Arslan, Avraam Papanastasiou, Niko Kazancıoglou, Fuskas, Hüseyin Şermet, Aristo Marouli, Katama, Panayot ve tüm Lefterlere… 


Baba Oğul Günleri


@babaogulgunleri

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1995 MODEL TARAFTAR VE ARCHIE BROWN

KENDİMİZİ DEV AYNASINDA GÖRMEKTEN NE ZAMAN VAZGEÇERİZ?

Bir Eşitsizlik Ve Direniş Hikayesi:7'de 0